İlginç olan ise tüm yaşanmış örneğine rağmen hala; her şeyini bulunduğu makama bağlayan, etrafındaki dalkavukların kendisini bırakmayacağına inanan, kendisini porselen bardağın sahibi olarak gören ve bu şekilde boş çuval gibi devrilemeye aday hiç de az değil.
Bir kitaptan alıntı ve yaşanmış anlamlı bir hikâyeden yola çıkalım…
Eski bir bakan bir yere konferansa davet edilmiştir. Eski günlerine olan özlem ile belki de heyecanla düşmüştür yola ve nihayet önce katılacağı konferansa yakın bir otele, oradan da konferansı vereceği yere ulaşır. Eline aldığı kâğıt bardaktan kahvesi ile kürsüye çıkar. Ama nedense kafası biraz dalgındır. Konuşmaya başlamaya çalışır önce, ancak devam edemez, elindeki bardağa bakar, bir yudum alır ve sonra kalabalığa döner; “Sanırım ne düşündüğümü merak ediyorsunuzdur.” Diye sorar, ardından da; “Bu konferansa geçtiğimiz yıl da davet edilmiştim. Ayrıca yine bu kürsüde konuşmuştum. Tabi o zamanlar bakanlığım devam ediyordu. Ve birkaç farklılık vardı. Mesela; o zaman uçak biletim, otelim vs. her şey çok önceden ayarlanmıştı. Hatta havalimanından bir araç ile karşılanmış, otele kadar getirilmiş, oradan da karşılanıp bir süre dinlendikten sonra yine lüks bir araçla buraya getirilmiştim. Burada da kalabalık bir ekip tarafından karşılanmış, özel bir kapıdan içeri girmiş ve güzel bir alanda bekletilmiştim. Beklerken porselen bardaktan kahve ikram edilmişti. Kahvemizi de içtikten sonra bu salona geçmiş, önceden bana ayrılmış koltuğa oturmuş ve kürsüye davet edilmiştim.” Dedikten sonra hafif bir gülümseme ile devam eder; “Oysa bakanlık görevim bittikten sonra buraya gelmek için uçak biletimi ve kalacağım oteli kendim ayarladım. Havalimanından kimse karşılamadı beni, bir taksi ile önce otele, oradan da buraya geldim. Buraya girişte güvenlik kapısından geçtim, listede ismim kontrol edildikten sonra bu salona geldim…
Görevlilerden kahve isteyince girişteki otomattan alabileceğim söylendi. Ve ben de o otomattan işte bu kâğıt bardaktan kahvemi aldım ve bulduğum boş bir koltuğa oturdum. Sonrasında da yine bu kürsüye davet edildim.” Bu sırada kalabalıktan gülümsemeler olur. “Sanırım daha önce porselen bardakta ikram edilen kahve bana değil makamımaydı. Ve tabi diğerleri de…” bu sırada seyircilerden alkış ve gülümsemeler artar. Bitince eski bakan elindeki kâğıt bardağı da kaldırarak seyirciye; “Size verebileceğim en iyi ders bu işte. Bütün o övgüler, hizmetler, roller ve avantajlar makamınıza aittir, size değil. Ve bir gün makamınızdaki görevinizi bitirdiğinizde, elinizdeki porselen bardağınız dâhil her şeyin tamamını sizden sonra gelene verirler, övgüler de onlara yönelir, hizmetler ve diğerleri de… Çünkü aslında hep layık olduğunuz kâğıt bardaktır…”
Bakıldığında hiç de uzak olmayan bir hikâye. Dönüp etrafımıza bakınca hikâyedeki bakanın birçok örneğine rastlayabiliyoruz. Makam ile şahsının ayırımını yapamamış, makamının onu hiç bırakmayacağına inanmış, makam sahibiyken o şekilde yaşamış ve makam kendisini bırakınca da Cumhurbaşkanının bir ifadesi ile “boş bir çuval gibi devrilmiş” niceleri var etrafımızda.
İlginç olan ise tüm yaşanmış örneğine rağmen hala; her şeyini bulunduğu makama bağlayan, etrafındaki dalkavukların kendisini bırakmayacağına inanan, kendisini porselen bardağın sahibi olarak gören ve bu şekilde boş çuval gibi devrilemeye aday hiç de az değil.
Ama biliyoruz ki makam gidince makam aracı da gidiyor. Benim zaten arabam var deniliyor olabilir ama maalesef aracı kullanan şoför de gidiyor. Ben kullanırım deniliyor da olabilir. Ne yazık ki araçla beraber aracın sınırsız yakıt imkanı da uçup gidiyor. Ayrıca makam ile görevlendirilen koruma ve yoğun programları planlayan bir özel kalem de olmayacak. Hiçbiri önemli değil denilebilir. Kuşkusuz bunda haklılık payı da var. Zira makam aracının yöneleceği programlara da artık davet edilmeyecek, bu sebeple yoğun olmayan hayatı planlayacak özel kaleme de önemin yitirilecek olması nedeni ile bir korumaya da ihtiyaç duyulmayacak artık.
Sizden pardon makamdan geriye birkaç şey dışında hiçbir şey kalmayacak. Makamdayken yaptıklarınız ve yapmadıklarınız kalacak. Hep üslubunuz hatırlanacak. Vatandaş ile diyaloglarınız hiç unutulmayacak. Alaycı üslup, küçümsemek vs. tüm kötü davranışınız akıllarda kalacak. Hem de bu makam işi epey nankördür. Siz uzunca bir süre davranışlarınıza dikkat edersiniz, üslubunuzu korursunuz ama artık makamın son dönemlerini yaşamaya başlarsınız, biraz gevşeme gösterirsiniz, birkaç yanlış davranışınız olur, ya benim son dönemim benden iyisi hiç gelmedi, ben ne de güzel hizmetleri yaptım, ben şöyleyim, böyleyim ile hafiften kötünün hakimiyeti altına girmeye başlarsınız. İşte o zaman kimse size yanlış yapıyorsunuz demez, uyarmaz. Aksine dalkavuklar artar ve yaptıklarınız sizi rahatsız etmez. İleride artık makamsız kalınca ise yalnızca bu son dönemimiz hatırlanır. Rahatsız olursunuz, dalkavuklar da makamınız ile çoktan kayıp gittiğinden sizi teselli edecek pek kimse de kalmayacaktır.
Yani anlayacağınız boş çuvalı doldurmak gerekir. Hemen yanlış düşünmeyin doldurmak derken ise; samimiyet, tevazu, iyilik ve yardımlaşma duyguları ile sırf Allah rızası için çalışmak ve makamı emanet olarak görmek gerekir. Aksi durumda bulunduğunuz makam ne olursa olsun insanları küçümsemeye çalışmak, makamın getirdiklerinin hırsına kapılmak, kendisine porselen bardak tutan dalkavukların güzel sözlerine aldanarak birtakım insani ve imanı açıdan sorunlu hissiyatlara ulaşmak maazallah hiç de uzak değil. Yani mesele sadece boş çuval gibi devrilmek ile de sınırlı kalmayabilir.


YORUMLAR