$ DOLAR → Alış: 5,76 / Satış: 5,79
€ EURO → Alış: 6,35 / Satış: 6,38

KAÇ ŞİDDETİNDEYİZ

Ali TAŞTEKİN
Ali TAŞTEKİN
  • 04.10.2019

 

Son zamanlarda şiddetle yatar, şiddetle kalkar olduk. Haberleri; yüreğimiz burkularak, ciğerimiz dağlanarak ve bu yüzden de gözlerimiz buğulanarak izliyoruz. Terör başta olmak üzere, kadına şiddet; çocuğa, memura, hayvana akla ziyan muameleler duydukça, depremlerin şiddetini umursamaz olduk. “Batsın bu dünya, bitsin bu rüya”larla büyüyen gençliğimiz, orta ve ileri yaşlarda dünyanın batacağından, rüyaların kâbusa döneceğinden korkar oldu.

Şiddet aslında Habil ile Kabil olayına kadar mazisi olan bir gerçek. Toplumumuzda hemen her seviye ve ortamda rastladığımız şiddet, bir bakıma yaşam biçimimiz olmuş. Eskiden, “Ananın vurduğu yerde gül biter”di. “Çocukla çocuk olunmaz”, çocukların kavgasına büyüklerin karışması yadırganırdı. Askerden, dayak yemeden terhis olmak, neredeyse imkânsızdı. Küfür, vaka-yı âdiyeden vaka-yı âliye terfi etmişti âdeta. Gün yüzü görmemiş küfürler sokaklarda volta atardı bir aşağı, bir yukarı. Ama ne hikmetse, o zaman bu söz ve davranışlar kimsenin psikolojisini bozmaz; alt tarafı çocuk kavgası, büyük ikazı, muhabbet malzemesi sayılırdı çoğu zaman.

“Dayak cennetten çıkmış”tı, “kızını dövmeyen, dizini döver”di. “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmemek gerekir”di. Hatta o zamanlar “Söz gümüş ise, sükût altın”dı. Yani “Ağzı var, dili yok” olmamız, övünç madalyası yerine boynumuzda yafta gibi sallanır; “Çocuk mu aziz, terbiyesi mi?” diye sorularak, cevap beklemeden “ Tabiî ki terbiyesi…” denirdi ve dayağa aziz mi aziz bir kılıf hazırlanırdı.

Bizim çocukluğumuz bu anlayışın hâkim olduğu bir ortamda geçti. Peki, şimdi ne değişti?

“Dayak” kelimesinin aslında “kötek” anlamında değil de “daya-“ fiilinden türemiş bir isim olduğunu, yıkılma riski bulunan damlara destek vermek maksadıyla bir sırığın dayandığını, duvara veya oduna yaslandığını ve bu araca “dayak” dendiğini öğrenmek sonucu değiştirir mi? Ayrıca, at ve eşeklere tek başına yük yüklerken, semerin devrilmesini önlemek için bir taya verilen ucu çatal odun desteğinin de “dayak” olarak adlandırıldığını bilmek, “Dayak cennetten çıkmıştır” sözünü daha anlamlı bir hale getirir mi? Getirirse, niçin bu anlamları tercih etmemiş de istediğimiz kişiyi adam etmek, birilerini hizaya getirmek için bu kelimeye kutsal bir anlam yüklemişiz?

Sözün gümüş değerine düştüğü yerde, sükûtun altın kıymetinde olduğunu kabul edip; bilenlerin konuştuğu, “Uslu uslu oturmanın” aslında “Ağzı var, dili yok” olmak anlamına gelmediği; “us” kelimesinin “akıl” ile eş değerde olduğu ve akıllı olmanın “uslu uslu oturmak” ifadesiyle yüceltildiği niçin düşünülmemiştir? Acaba birileri böyle olmamızı mı istemiş; bilinçaltımızı bilinç üstüne getirerek allak bullak olmamızı mı sağlamıştır?..

Dün öyleydi, bugün böyle… Ne yani, bizi hep irademiz dışındaki güçler mi dolduruşa getirecek, dolmuşa bindirecek ve tahrik edecek? Yasa çıktıkça, müeyyideler ağırlaştıkça şiddet de artıyor. Merhametimizi, insaniyetimizi ve duyarlılığımızı mı kaybediyoruz yoksa? Gündeme şiddet geldikçe tedirginliğimiz ile umursamazlığımız at başı gidiyor neredeyse. Korkarım ki biz doğal frekans ayarlarımıza bir an evvel dönmez, gerilimi tırmandırırsak; ister doğa diyin, ister Allah’a inanın, biriken enerjiyi boşaltmak için sarsılmaya, kendimize gelmeye ve sevgiyle kucaklaşmaya mecbur kalacağız.

Asıl deprem içimizden sarsacak. Kendimizden kaçacağımız bir sığınak da yok maalesef. Göçmen durumuna düşürülen, yakınlarını kaybeden, yokluk ve çaresizlik içinde kıvranan insan, hayvan ve de hay olan her can için duyarlı olalım. Unutmayalım ki

“Deprem öldürmez, ihmal öldürür.”

“Ağlatırsa Mevlâm, yine güldürür” Yeter ki sağlam binalar, yollar ve gönül köprüleri kuralım…

Dr. Ali TAŞTEKİN

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ